Kimler Sitede
Şu anda 4 ziyaretçi çevrimiçi
|
- Editör
-
Tilkinin Kuyruğu Editör
Tilki bütün fabllarda temel karakterlerden biridir.
Kurnazdır. Tavuk düşkünüdür. Kümesten tavuk çalmak konusunda son derece mahirdir. Gücü ve hükümranlığı temsil eden aslan ile hayvanlar âleminin bazen derin devletini, bazen mafyasını, bazen tetikçisini temsil eden kurt arasında kurnaz bir diplomat kimliğini başarıyla üzerinde taşır.
Arada çıkan savaşlarda bazen papyonlu melon şapkalı bir arabulucudur. Bazen gözleri siyah bir maskeyle kaplı asıl kimliğini gizleyen bir kışkırtıcı ajandır. Savaşı çıkaran odur. O yüzden her karmaşadan zarar görmeden çıkan, kâr devşiren hep o olur.
Bu yüzden olsa gerek dilimi [ ... ]
|
- Denemeler
-
Türk Edebiyatında Roman Sıtkı Döner
CUMHURİYET’İN İLK YILLARINA KADAR (1874-1929)
TÜRK EDEBİYATI’NDA ROMAN
2009 Yılının, yayınlanan 450 civarında romana göre, (2010’dan önce yayınlanacak romanları da göz önüne alıyorum) edebiyatımızın roman cephesinde sayısal zirve yılı olduğu görülmektedir. Roman alanında, dönemleri de toplayacak olursak, hiç bu kadar sayısal bir zorlama görülmemiştir. Romandaki bu zirve üretimin nedenleri belki zaman içinde tahlil edilecektir ama, şimdilik kaydı b [ ... ]
|
Ağ Bahri Akçoral
Dertli : Hocam, “ağ” ile aran nasıl ?
Galesiz : Ne ağı Dertli ?
D : Yani “net”
G : Hangi net ?
D : İnter – net
G : Lafı ne dolaştırıyorsun arkadaş, doğrudan söylesene!
D : Hocam, biraz genç takılayım dedim…
G : Nasıl yani?
D : Gençler pek seviyor ya böyle kısaltılmış ve de çevrilmiş terimleri
|
İbadet ve Mekân Bütünlüğü Nihat Şahin
“Eğer bu eserler bizde olacak olsalardı biz onları adeta bir fanus içerinde korumaya alırdık” Bu sözü Reşit Hoca’dan dinlemiştim. İstanbul’u gezdirdiği yabancı bir gruba atfen bu sözü söylemişti. İlk görev yıllarımdı. Kendisinden çok faydalandığım Din Kültürü Öğretmenim Reşit Hoca (Reşit denmesini isterdi) bir ara öğretmenliği bırakmış, başka işlerin yanında turist rehberliği de yapmıştı. İbrahim Hakkı Konyalı’dan aldığı feyiz ile ta [ ... ]
|
Hazreti Nuh'un Kızı Atilla Gagavuz
İnternet içinden çıkılmaz bir garip âlem.
Hani, ruhlar âlemi, ins ü cin âlemi gibi sayılabilir âlemlerden birisi anlamında bir âlem. Yoksa internette yayınlanan bir dergide yazı yazıp da “sen de bir âlemsin canım” anlamında bir cümle kurmanın çelişkisi taşınabilir olmazdı.
Taşınabilir çelişkilerimizi de çok oldukları için konumuzun dışında bırakmak gerekiyor. Ama bu yazı taşımak zorunda olduğumuz çelişkilerimizi taşımak için geliştirdiğimiz yön [ ... ]
|
Her Susuş İnsanın Kendi İçine Saklanmasıdır Coşkun Yüksel
“İçimde çağlar serin bir pınar sesin anne” diye konuşmana şiirlerden dizeler okumak mutlaka bir şeydir. Çünkü konuştuklarından biri diğerinden farklı binlerce örnek vardır. Her biri hafızanın ücra köşelerinden birine takılıp kalmıştır. Bir vesileyle bulunduğu yerden çıkar gelir. İlk söylendiği andaki anlamı, amacı, tınısı, etkisi, değeri ve kabulü hafızadan çıkıp geldiği gibi de değildir. Her biri sanki mutena bir köşede yıllarca demlenmiş, [ ... ]
|
- Kitap İnceleme
-
İmparator Yılmaz Öztuna
Roma hükümdarlarına Avgustus’tan beri verilen unvan, büyük kral, krallar kralı (Latince). M.S. 395’te İmparatorluk ikiye ayrılınca, Roma ve İstanbul’da oturmak üzere iki imparator oldu . M. S. 476’da Batı Roma yıkılınca, yalnız Bizans’taki Doğu İmparatoru kaldı. Ancak 800 yılından itibaren ve Charlemagne (Şarlman)’dan başlıyarak Batı İmparatorluğu tacı tekrar ortaya çıktı. Sonra buna Almanya imparatorluğu dendi ve Viyana’da oturan Habsburg hânedânı [ ... ]
|
Panait İstrati ve Aldatan Işık Mehmet Harputlu
“Panait” adı ilk duyuşta bir Rum’dan bahsedildiğini hissettirir. Ama o Rumen yazarlar listesinin başında yer alır. Balkanlardaki yazarların hepsinin taşıdığı ortak özelliklere sahip bir üslubu vardır. Daha batıda olanlar onun üslubunu “binbirgece masalı” anlatısına benzeterek daha da doğuya yakıştırmışlar. Bu ince nokta Osmanlı Uygarlığının doğuyla batıyı Balkanlarda birleştirdiği bu yüzden o coğrafyaya daha dikkatle bakmak gerektiği tezimizi biraz [ ... ]
|
Mahzun Şövalye -- IX M. Cahid Hocaoğlu
Hayaletler tarafından kıskıvrak bağlanıp bir kafesde kağnıyla yolculuk etmek Mahzun Şövalyeye ne kadar utanç verici gelmişse bir o kadar da zahmetli ve sıkıntılı olmuştur. Neyse ki ilk mola yerinde vefakâr seyis Sanşo duruma el koyar ve kafile yöneticilerini efendisine bir zorunlu ihtiyaç molası vermeye ikna eder. Zaten yolculuk şartlarının gereği de budur. Aslında köyün berberiyle rahipten başkası olmayan iki hayalet - yönetici, zaten göz önünden ayrılması m [ ... ]
|
- Şiir
-
Adım'a Şiir Meriç Çetin
Bir hayali gerçek sanmak
Yalanın hayaleti olmakla başlar
Şaşar kalırsın,
Sonra,
Kendin bile inanırsın
Ölülerin yaşadığına
Bir yanın varsın der
Diğer yarın,yok
Kavgan biter
Derin sessizlik,
Bir yanın küs
Diğer yarın cezalı
|
Sürgün Artunç İskender
Gözlerde doyulmamış uykuların kepengi
Bakışlarda karanlık gecelerin rengi var
Seslerde uğultulu mazinin ahengi var
Acılar oğul vermiş arıların hevengi
|
Ağlarsın B.Nuri Demircan
Ey gönül gel ağlama
Vara yoğa ağlarsın
Şimdilik gül ağlama
Daha sonra ağlarsın
Büyüklendin de kaldın
Etrafa korku saldın
Derin gaflete daldın
Uyanınca ağlarsın
|
Zamane Milletlerde Ucuzluk Feyzullah DİVLİ
Zamanı çoktan geçmişti; zaman da geçmişti,
Bir millet alıp başını gitti şehirlere,
Şehirleşti sonra; şehir leşti!
Oturup ağladı yıllar var ki
Talihine, tarihine ve kendisini tarifine
Kimse anlamadı,
Kimseye anlatamadı…
|
Fırtına Duası Süleyman PEKİN
Yankısında yiten bir sevda kurşunu Saçını tarar gibi bağrımı yarar Veresiye yaz bu sessiz duruşumu Ruhumun yivlerinde tsunami var
Nal sesleri gibi vurmakta yüreğim Ki yetmiş beygir yetişemez Bir kartal siluetine gireyim Gayri takvimler leş yemez
|
- Şiir Defteri
-
Derman Arzusu Yunus Emre
Sen canından geçmeden Canan arzu kılarsın Belden zünnur kesmeden İman arzu kılarsın
Men arefe nefsehu Dersin illa değilsin Melaikten yukarı Seyran arzu edersin
|
Kalmamış Nâbî
Gül-sitân-ı dehre geldik reng yok bû kalmamış Sâye-endâz-ı kerem bir nahl-i dil-cû kalmamış Eylemiş der-beste dükkânın tabîb-i rüzgâr Hokka-i pîrûze-i gerdûnda dârû kalmamış Teşne-gânın çâk çâk olmuş leb-i hâhiş-keri Çeşme-sâr-ı merhametde bir içim su kalmamış Kadrin anlar yok bilür her dürr-i sencîdenin Çârsû-yi kaabiliyyetde terâzû kalmamış Ceyş-i gamdan kande itsün ilticâ ehl-i niyaz Kal'a-i himmetde Nâbî burc ü bârû kalmamış Nâb [ ... ]
|
L'Ennemi Bicahi Esgici
Ma jeunesse ne fut qu'un ténébreux orage,
Traversé çà et là par de brillants soleils ;
Le tonnerre et la pluie ont fait un tel ravage, Qu'il reste en mon jardin bien peu de fruits vermeils.
Voilà que j'ai touché l'automne des idées, Et qu'il faut employer la pelle et les râteaux Pour rassembler à neuf les terres inondées, Où l'eau creuse des trous grands comme des tombeaux.
|
- Diğer Yazılar
-
Zalimin Sonu Lâedri
Bir padişah zulümde çok ileri gidince Göç etmeye başladı herkes kendi halince
Nüfus gittikçe düştü göçlerle yavaş yavaş Üretim zayıfladı aksadı alışveriş
Devletin bütçesi de zayıfladı böylece
Bütün organlarıyla devletin kendisi de
Düşmanı olmayan bir mülk sahibi var mıdır ? Her ülkenin etrafı düşmanla çevrilidir
|
Celadettin Coşkun Yüksel
Karşımda yemek yiyor ve ben onu seyretmeye mahkûmum. Böylesine bir işkenceye neden katlanıyorum, neden isyan etmiyorum, neden kalkıp şunu pencereden aşağı atmıyorum, neden kaçmıyorum?
Bilmiyorum.
Gerçekten dayanılması zor bir işkence bu adamı yemek yerken seyretmek. Bu benim cezam olsa gerek. Bir müddet önce sular kesildi. Ferhat’tan aldığım ders notları öylesine karışık ki değil anlamak bendeki notlarla karşılaştırmak bile imkânsız. Radyo dertli bir uzun [ ... ]
|
Mesnevi Dersleri Aramak M. Sait Karaçorlu
GER TEENNİ ÜZRE GER TACİL EDER
TALİB ELBET MATLABI TAHSİL EDER
Herkes her durumda bir arayış içindedir. Kimi koşarak kimi yürüyerek, kimi acele ederek, kimi ağırdan hareket ederek aradıkları şeye doğru giderler. Dünya hayatı aramakla geçer. Arayana “talib” denir aranana “matlub”. Arayan isteyendir, aradığı ise istenen. Arayan bekleyendir, aranan beklenen. Arayan bulmak istediğinin peşinde koşandır, aranan peşinde koşulan. Herkes bir arayışın içinde o [ ... ]
|
CUMHURİYET’İN İLK YILLARINA KADAR (1874-1929)
TÜRK EDEBİYATI’NDA ROMAN
2009 Yılının, yayınlanan 450 civarında romana göre, (2010’dan önce yayınlanacak romanları da göz önüne alıyorum) edebiyatımızın roman cephesinde sayısal zirve yılı olduğu görülmektedir. Roman alanında, dönemleri de toplayacak olursak, hiç bu kadar sayısal bir zorlama görülmemiştir. Romandaki bu zirve üretimin nedenleri belki zaman içinde tahlil edilecektir ama, şimdilik kaydı bu yazının yazılmasını zorlamaya yetmiştir. 2009 Yılı roman yayınının gösterdiği boyutları daha iyi anlayabilmek için büyüğü küçükle; güzeli çirkinle karıştırma mantığı içinde yazım ve üretimin tarih içindeki seyrine bir bakmak gerekecektir sanıyorum.
Servet-i Fünun döneminin ardından Cumhuriyet’e gelinceye kadar olan yıllar içinde roman türü, sessizlik mezarlığına defnedilmişti. Arada bir “uyurgezer romanlar” yazıldı ise de bu romanlar, yazarların ölümleri sonrasında başlarına dikilecek mezar taşları gibi kaldı. 1900’lü yıllardan 1923’lü yıllara kadar geçen romansız yıllar, aslında canlı bir roman olarak toplumun içinde hep yaşanmıştı. Toplumsal bir gerçeğimiz olarak bu anlayış gerçekte mademki yaşanmıştı, o halde roman olarak yazılmalıydı anlayışı içinde geçen sürede ve zamanımızda bu sessiz roman dönemi tüm ayrıntıları ile canlandırılmaya çalışıldı, çalışılıyor.
Devamını oku...

Gözlerde doyulmamış uykuların kepengi
Bakışlarda karanlık gecelerin rengi var
Seslerde uğultulu mazinin ahengi var
Acılar oğul vermiş arıların hevengi
Devamını oku...
|
GER TEENNİ ÜZRE GER TACİL EDER
TALİB ELBET MATLABI TAHSİL EDER
Herkes her durumda bir arayış içindedir. Kimi koşarak kimi yürüyerek, kimi acele ederek, kimi ağırdan hareket ederek aradıkları şeye doğru giderler. Dünya hayatı aramakla geçer. Arayana “talib” denir aranana “matlub”. Arayan isteyendir, aradığı ise istenen. Arayan bekleyendir, aranan beklenen. Arayan bulmak istediğinin peşinde koşandır, aranan peşinde koşulan. Herkes bir arayışın içinde olmalıdır. Aramaktan yorulup vazgeçen hiçbir şey bulamayacaktır. Oysa varlık sebebi o arayışın içinde olmaktır. Ana yurda dönüş yolunu bulmak, gurbetin, ayrılığın, hasretin acısını dindirmek için durmadan aramalıdır insan. Bir parça olduğunun bilincini kaybetmeden asıl olan bütünle bütünleşmek için arayış içinde olmalıdır. Ait olduğu yere giden yolları aramalıdır. Girift karmaşık karanlık sokaklarda yolunu kaybetmemek için arayış içinde olmalıdır.
Bir şey arayan ister yavaş davransın ister hızlı, sonunda aradığına kavuşur.
Devamını oku...

Yankısında yiten bir sevda kurşunu Saçını tarar gibi bağrımı yarar Veresiye yaz bu sessiz duruşumu Ruhumun yivlerinde tsunami var
Nal sesleri gibi vurmakta yüreğim Ki yetmiş beygir yetişemez Bir kartal siluetine gireyim Gayri takvimler leş yemez
Devamını oku...
Hayaletler tarafından kıskıvrak bağlanıp bir kafesde kağnıyla yolculuk etmek Mahzun Şövalyeye ne kadar utanç verici gelmişse bir o kadar da zahmetli ve sıkıntılı olmuştur. Neyse ki ilk mola yerinde vefakâr seyis Sanşo duruma el koyar ve kafile yöneticilerini efendisine bir zorunlu ihtiyaç molası vermeye ikna eder. Zaten yolculuk şartlarının gereği de budur. Aslında köyün berberiyle rahipten başkası olmayan iki hayalet - yönetici, zaten göz önünden ayrılması mümkün olmayan şövalyeye bu imkânı vermekte sakınca görmemiştir.
Öte yandan bu kafile, hesapta olan-olmayan çeşitli sebeplerle, olması gerekenden de, beklenen de bir hayli kalabalık hale gelmiştir. Meselâ Don Kişot’un şu meşhur, kürek mahkûmlarını salıverme meselesinden dolayı Kralın özel güvenlik güçleri tarafından arandığı handa ortaya çıkmış ve tutuklanmasına ramak kalmışken, buna gerek olmadığına inandırılan bir kaç silahlı güvenlikçi şimdi bu kafileye yol muhafızlığı etmektedir. Meselâ bir "konsey üyesi" katılmıştır yolculuğa ve rahiple yaptığı seviyeli sohbetlerle bize edebi sanatlar, özellikle şiir hakkında Cervantes'in gayet önemli görüşlerini aktarmasına vesile olmaktadır.
Devamını oku...
Zamanı çoktan geçmişti; zaman da geçmişti,
Bir millet alıp başını gitti şehirlere,
Şehirleşti sonra; şehir leşti!
Oturup ağladı yıllar var ki
Talihine, tarihine ve kendisini tarifine
Kimse anlamadı,
Kimseye anlatamadı…
Devamını oku...
Ey gönül gel ağlama
Vara yoğa ağlarsın
Şimdilik gül ağlama
Daha sonra ağlarsın
Büyüklendin de kaldın
Etrafa korku saldın
Derin gaflete daldın
Uyanınca ağlarsın
Devamını oku...

“İçimde çağlar serin bir pınar sesin anne” diye konuşmana şiirlerden dizeler okumak mutlaka bir şeydir. Çünkü konuştuklarından biri diğerinden farklı binlerce örnek vardır. Her biri hafızanın ücra köşelerinden birine takılıp kalmıştır. Bir vesileyle bulunduğu yerden çıkar gelir. İlk söylendiği andaki anlamı, amacı, tınısı, etkisi, değeri ve kabulü hafızadan çıkıp geldiği gibi de değildir. Her biri sanki mutena bir köşede yıllarca demlenmiş, bir ayrı kıvam, bir ayrı önem, bir ayrı değer bulmuştur.
Mesela; her şeyi inadına yapıp seni çileden çıkaran çocuğa,
- “Oğlum, in şu şeytanın atından”
deyişin. Ne kadar önemliymiş. İçinde tehdit, şiddet, korku, izzeti nefsi rencide olmayan bir uyarı cümlesiymiş. Bir öğüt mutlaka. Bir doğru olana davet, elbette. Bir şikayetlenme, muhakkak. Ama içinde kötü olanla kötülüğü yapanı birbirinden ayırma inceliği ne kadar müthişmiş. “Bütün bunları yapan sen değilsin, sen olamazsın, seni tanıyorum, sen özünde iyi bir çocuksun, ama şu anda yaptığın ettiğin ne varsa senin dışında bir kötülüğün seni etkisi altına almasının sonucudur. Sen şu anda yaptığın ne varsa şeytanın atına bindiğinden yapıyorsun. Gel in şu şeytanın atından, kendin ol, özüne dön, sonra nasıl olsa yaptıklarından pişman olacaksın, bir an önce özündeki iyiliğe dön” diyormuşsun.
Devamını oku...
Bir hayali gerçek sanmak
Yalanın hayaleti olmakla başlar
Şaşar kalırsın,
Sonra,
Kendin bile inanırsın
Ölülerin yaşadığına
Bir yanın varsın der
Diğer yarın,yok
Kavgan biter
Derin sessizlik,
Bir yanın küs
Diğer yarın cezalı
Devamını oku...
Gül-sitân-ı dehre geldik reng yok bû kalmamış Sâye-endâz-ı kerem bir nahl-i dil-cû kalmamış Eylemiş der-beste dükkânın tabîb-i rüzgâr Hokka-i pîrûze-i gerdûnda dârû kalmamış Teşne-gânın çâk çâk olmuş leb-i hâhiş-keri Çeşme-sâr-ı merhametde bir içim su kalmamış Kadrin anlar yok bilür her dürr-i sencîdenin Çârsû-yi kaabiliyyetde terâzû kalmamış Ceyş-i gamdan kande itsün ilticâ ehl-i niyaz Kal'a-i himmetde Nâbî burc ü bârû kalmamış Nâbî
Devamını oku...

“Oy gurbet zalım gurbet
Ağlatırsın adami
Gözümde yaş kalmadi
Bıraksana yakami”
Devamını oku...
Sen canından geçmeden Canan arzu kılarsın Belden zünnur kesmeden İman arzu kılarsın
Men arefe nefsehu Dersin illa değilsin Melaikten yukarı Seyran arzu edersin
Devamını oku...
“Eğer bu eserler bizde olacak olsalardı biz onları adeta bir fanus içerinde korumaya alırdık” Bu sözü Reşit Hoca’dan dinlemiştim. İstanbul’u gezdirdiği yabancı bir gruba atfen bu sözü söylemişti. İlk görev yıllarımdı. Kendisinden çok faydalandığım Din Kültürü Öğretmenim Reşit Hoca (Reşit denmesini isterdi) bir ara öğretmenliği bırakmış, başka işlerin yanında turist rehberliği de yapmıştı. İbrahim Hakkı Konyalı’dan aldığı feyiz ile tarihi eserlerimizin özellikle de İstanbul’dakilerin aşığı olmuştu. Reşit Hoca bir defasında Sultanahmet Camii’nde dikkatini çeken bir turisti şöyle anlatmıştı: “Aynı adam birkaç kez caminin tam orta yerine gelip sırt üstü yatıyor, bir süre kubbeye bakıp gidiyor. Merak edip sebebini sordum. Fransız bir mimar olduğunu öğrendiğim turist bu hareketinin sebebini bana şöyle açıkladı: “birazdan uçağım kalkacak, grubun hareket saati yaklaşınca hemen karşıdaki otele gidiyorum, bir müddet daha gecikeceğimizi öğrenince hemen buraya dönüp hayran olduğum bu kubbeyi tekrar seyrediyorum. Bir daha canlı gözlerle göremem diye uçağın kalkışına kadar zamanımı burada değerlendirmek istiyorum. Bu ne muhteşem bir yapı. Ne muhteşem bir kubbe. Nasıl bir mimarın elinden çıkmış” dedikten sonra izin istedi ve hızlıca oteline doğru gitti. Bekledim, bir daha geri dönmedi. Demek ki havaalanına hareket etmişti”.
Devamını oku...
Karşımda yemek yiyor ve ben onu seyretmeye mahkûmum. Böylesine bir işkenceye neden katlanıyorum, neden isyan etmiyorum, neden kalkıp şunu pencereden aşağı atmıyorum, neden kaçmıyorum?
Bilmiyorum.
Gerçekten dayanılması zor bir işkence bu adamı yemek yerken seyretmek. Bu benim cezam olsa gerek. Bir müddet önce sular kesildi. Ferhat’tan aldığım ders notları öylesine karışık ki değil anlamak bendeki notlarla karşılaştırmak bile imkânsız. Radyo dertli bir uzun havayı sonları “Yavrum, yavrum” şeklinde biten bir uzun havayı kesip haberleri vermeye başladı.
“İspanya’da büyük elçinin arabasına ateş açılmış, adamın karısı ve şoförü ölmüş, yapanlar bir Ermeni teşkilatına mensup on yedi yaşlarında üç kişiymiş. Olay kınanıyormuş”
Devamını oku...

Ma jeunesse ne fut qu'un ténébreux orage,
Traversé çà et là par de brillants soleils ;
Le tonnerre et la pluie ont fait un tel ravage, Qu'il reste en mon jardin bien peu de fruits vermeils.
Voilà que j'ai touché l'automne des idées, Et qu'il faut employer la pelle et les râteaux Pour rassembler à neuf les terres inondées, Où l'eau creuse des trous grands comme des tombeaux.
Devamını oku...
“Panait” adı ilk duyuşta bir Rum’dan bahsedildiğini hissettirir. Ama o Rumen yazarlar listesinin başında yer alır. Balkanlardaki yazarların hepsinin taşıdığı ortak özelliklere sahip bir üslubu vardır. Daha batıda olanlar onun üslubunu “binbirgece masalı” anlatısına benzeterek daha da doğuya yakıştırmışlar. Bu ince nokta Osmanlı Uygarlığının doğuyla batıyı Balkanlarda birleştirdiği bu yüzden o coğrafyaya daha dikkatle bakmak gerektiği tezimizi biraz daha pekiştirmektedir.
Panait İstrati’nin ait olduğu Rumenler için kayıtlarda şu bilgilere rastlanıyor.
Devamını oku...
İnternet içinden çıkılmaz bir garip âlem.
Hani, ruhlar âlemi, ins ü cin âlemi gibi sayılabilir âlemlerden birisi anlamında bir âlem. Yoksa internette yayınlanan bir dergide yazı yazıp da “sen de bir âlemsin canım” anlamında bir cümle kurmanın çelişkisi taşınabilir olmazdı.
Taşınabilir çelişkilerimizi de çok oldukları için konumuzun dışında bırakmak gerekiyor. Ama bu yazı taşımak zorunda olduğumuz çelişkilerimizi taşımak için geliştirdiğimiz yöntemler hakkında olacak.
Devamını oku...
Bir padişah zulümde çok ileri gidince Göç etmeye başladı herkes kendi halince
Nüfus gittikçe düştü göçlerle yavaş yavaş Üretim zayıfladı aksadı alışveriş
Devletin bütçesi de zayıfladı böylece
Bütün organlarıyla devletin kendisi de
Düşmanı olmayan bir mülk sahibi var mıdır ? Her ülkenin etrafı düşmanla çevrilidir
Devamını oku...
Dertli : Hocam, “ağ” ile aran nasıl ?

Galesiz : Ne ağı Dertli ?
D : Yani “net”
G : Hangi net ?
D : İnter – net
G : Lafı ne dolaştırıyorsun arkadaş, doğrudan söylesene!
D : Hocam, biraz genç takılayım dedim…
G : Nasıl yani?
D : Gençler pek seviyor ya böyle kısaltılmış ve de çevrilmiş terimleri
Devamını oku...

Roma hükümdarlarına Avgustus’tan beri verilen unvan, büyük kral, krallar kralı (Latince). M.S. 395’te İmparatorluk ikiye ayrılınca, Roma ve İstanbul’da oturmak üzere iki imparator oldu . M. S. 476’da Batı Roma yıkılınca, yalnız Bizans’taki Doğu İmparatoru kaldı. Ancak 800 yılından itibaren ve Charlemagne (Şarlman)’dan başlıyarak Batı İmparatorluğu tacı tekrar ortaya çıktı. Sonra buna Almanya imparatorluğu dendi ve Viyana’da oturan Habsburg hânedânının eline geçti. Doğu İmparatorluğu tâcı ise 1453’te Osmanoğulları’na intikal etti.
Rusya XVI. asırda -krallık derecesini atlayarak- büyük - prenslikten İmparatorluğa geçtiğini ilân ettiyse de (1547), kimse Rusya hükümdârının bu titrini XVIII. asra kadar tanımadı.
Devamını oku...
|
|
|
|