Karakter boyutu (+,-)
 
 




 

Kimler Sitede

Şu anda 4 ziyaretçi çevrimiçi
Editör
article thumbnailTilkinin Kuyruğu
Editör


Tilki bütün fabllarda temel karakterlerden biridir.

Kurnazdır. Tavuk düşkünüdür. Kümesten tavuk çalmak konusunda son derece mahirdir. Gücü ve hükümranlığı temsil eden aslan ile hayvanlar âleminin bazen derin devletini, bazen mafyasını, bazen tetikçisini temsil eden kurt arasında kurnaz bir diplomat kimliğini başarıyla üzerinde taşır.

Arada çıkan savaşlarda bazen papyonlu melon şapkalı bir arabulucudur. Bazen gözleri siyah bir maskeyle kaplı asıl kimliğini gizleyen bir kışkırtıcı ajandır. Savaşı çıkaran odur. O yüzden her karmaşadan zarar görmeden çıkan, kâr devşiren hep o olur.

Bu yüzden olsa gerek dilimi [ ... ]



Denemeler
article thumbnailTürk Edebiyatında Roman
Sıtkı Döner

CUMHURİYET’İN İLK YILLARINA KADAR (1874-1929)
TÜRK EDEBİYATI’NDA ROMAN   2009 Yılının, yayınlanan 450 civarında romana göre, (2010’dan önce yayınlanacak romanları da göz önüne alıyorum) edebiyatımızın roman cephesinde sayısal zirve yılı olduğu görülmektedir. Roman alanında, dönemleri de toplayacak olursak, hiç bu kadar sayısal bir zorlama görülmemiştir. Romandaki bu zirve üretimin nedenleri belki zaman içinde tahlil edilecektir ama, şimdilik kaydı b [ ... ]



article thumbnail
Bahri Akçoral

Dertli : Hocam, “ağ” ile aran nasıl ? Galesiz : Ne ağı Dertli ? D : Yani “net” G : Hangi net ? D : İnter – net G : Lafı ne dolaştırıyorsun arkadaş, doğrudan söylesene! D : Hocam, biraz genç takılayım dedim… G : Nasıl yani? D : Gençler pek seviyor ya böyle kısaltılmış ve de çevrilmiş terimleri



article thumbnailİbadet ve Mekân Bütünlüğü
Nihat Şahin


“Eğer bu eserler bizde olacak olsalardı biz onları adeta bir fanus içerinde korumaya alırdık”

Bu sözü Reşit Hoca’dan dinlemiştim. İstanbul’u gezdirdiği yabancı bir  gruba atfen bu sözü söylemişti. İlk görev yıllarımdı. Kendisinden çok faydalandığım Din Kültürü Öğretmenim Reşit Hoca (Reşit denmesini isterdi) bir ara öğretmenliği bırakmış, başka işlerin yanında turist rehberliği de yapmıştı. İbrahim Hakkı Konyalı’dan aldığı feyiz ile ta [ ... ]



article thumbnailHazreti Nuh'un Kızı
Atilla Gagavuz

İnternet içinden çıkılmaz bir garip âlem.

Hani, ruhlar âlemi, ins ü cin âlemi gibi sayılabilir âlemlerden birisi anlamında bir âlem. Yoksa internette yayınlanan bir dergide yazı yazıp da “sen de bir âlemsin canım” anlamında bir cümle kurmanın çelişkisi taşınabilir olmazdı.

Taşınabilir çelişkilerimizi de çok oldukları için konumuzun dışında bırakmak gerekiyor. Ama bu yazı taşımak zorunda olduğumuz çelişkilerimizi taşımak için geliştirdiğimiz yön [ ... ]



article thumbnailHer Susuş İnsanın Kendi İçine Saklanmasıdır
Coşkun Yüksel

“İçimde çağlar serin bir pınar sesin anne” diye konuşmana şiirlerden dizeler okumak mutlaka bir şeydir. Çünkü konuştuklarından biri diğerinden farklı binlerce örnek vardır. Her biri hafızanın ücra köşelerinden birine takılıp kalmıştır. Bir vesileyle bulunduğu yerden çıkar gelir. İlk söylendiği andaki anlamı, amacı, tınısı, etkisi, değeri ve kabulü hafızadan çıkıp geldiği gibi de değildir. Her biri sanki mutena bir köşede yıllarca demlenmiş,  [ ... ]



Kitap İnceleme
article thumbnailİmparator
Yılmaz Öztuna



Roma hükümdarlarına Avgustus’tan beri verilen unvan, büyük kral, krallar kralı (Latince). M.S. 395’te İmparatorluk ikiye ayrılınca, Roma ve İstanbul’da oturmak üzere iki imparator oldu . M. S. 476’da Batı Roma yıkılınca, yalnız Bizans’taki Doğu İmparatoru kaldı. Ancak 800 yılından itibaren ve Charlemagne (Şarlman)’dan başlıyarak Batı İmparatorluğu tacı tekrar ortaya çıktı. Sonra buna Almanya imparatorluğu dendi ve Viyana’da oturan Habsburg hânedânı [ ... ]



article thumbnailPanait İstrati ve Aldatan Işık
Mehmet Harputlu

“Panait” adı ilk duyuşta bir Rum’dan bahsedildiğini hissettirir. Ama o Rumen yazarlar listesinin başında yer alır. Balkanlardaki yazarların hepsinin taşıdığı ortak özelliklere sahip bir üslubu vardır. Daha batıda olanlar onun üslubunu “binbirgece masalı” anlatısına benzeterek daha da doğuya yakıştırmışlar. Bu ince nokta Osmanlı Uygarlığının doğuyla batıyı Balkanlarda birleştirdiği bu yüzden o coğrafyaya daha dikkatle bakmak gerektiği tezimizi biraz [ ... ]



article thumbnailMahzun Şövalye -- IX
M. Cahid Hocaoğlu


Hayaletler tarafından kıskıvrak bağlanıp bir kafesde kağnıyla yolculuk etmek Mahzun Şövalyeye ne kadar utanç verici gelmişse bir o kadar da zahmetli ve sıkıntılı olmuştur. Neyse ki ilk mola yerinde vefakâr seyis Sanşo duruma el koyar ve kafile yöneticilerini efendisine bir zorunlu ihtiyaç molası vermeye ikna eder. Zaten yolculuk şartlarının gereği de budur. Aslında köyün berberiyle rahipten başkası olmayan iki hayalet - yönetici, zaten göz önünden ayrılması m [ ... ]



Şiir
article thumbnailAdım'a Şiir
Meriç Çetin

Bir hayali gerçek sanmak Yalanın hayaleti olmakla başlar Şaşar kalırsın, Sonra, Kendin bile inanırsın Ölülerin yaşadığına   Bir yanın varsın der Diğer yarın,yok Kavgan biter Derin sessizlik, Bir yanın küs Diğer yarın cezalı  



article thumbnailSürgün
Artunç İskender


    Gözlerde doyulmamış uykuların kepengi

Bakışlarda karanlık gecelerin rengi var

Seslerde uğultulu mazinin ahengi var

Acılar oğul vermiş arıların hevengi

     



article thumbnail Ağlarsın
B.Nuri Demircan

Ey gönül gel ağlama Vara  yoğa ağlarsın Şimdilik gül ağlama Daha sonra ağlarsın   Büyüklendin de kaldın Etrafa korku saldın Derin gaflete daldın Uyanınca ağlarsın



article thumbnailZamane Milletlerde Ucuzluk
Feyzullah DİVLİ

Zamanı çoktan geçmişti; zaman da geçmişti,

Bir millet alıp başını gitti şehirlere,

Şehirleşti sonra; şehir leşti!

Oturup ağladı yıllar var ki

Talihine, tarihine ve kendisini tarifine

Kimse anlamadı,

Kimseye anlatamadı…



article thumbnailFırtına Duası
Süleyman PEKİN

Yankısında yiten bir sevda kurşunu
Saçını tarar gibi bağrımı yarar
Veresiye yaz bu sessiz duruşumu
Ruhumun yivlerinde tsunami var

Nal sesleri gibi vurmakta yüreğim
Ki yetmiş beygir yetişemez
Bir kartal siluetine gireyim
Gayri takvimler leş yemez



Şiir Defteri
article thumbnailDerman Arzusu
Yunus Emre

Sen canından geçmeden
Canan arzu kılarsın
Belden zünnur kesmeden
İman arzu kılarsın

Men arefe nefsehu
Dersin illa değilsin
Melaikten yukarı
Seyran arzu edersin



article thumbnailKalmamış
Nâbî

Gül-sitân-ı dehre geldik reng yok bû kalmamış 
Sâye-endâz-ı kerem bir nahl-i dil-cû kalmamış 

Eylemiş der-beste dükkânın tabîb-i rüzgâr
Hokka-i pîrûze-i gerdûnda dârû kalmamış

Teşne-gânın çâk çâk olmuş leb-i hâhiş-keri
Çeşme-sâr-ı merhametde bir içim su kalmamış

Kadrin anlar yok bilür her dürr-i sencîdenin
Çârsû-yi kaabiliyyetde terâzû kalmamış

Ceyş-i gamdan kande itsün ilticâ ehl-i niyaz
Kal'a-i himmetde Nâbî burc ü bârû kalmamış

Nâb [ ... ]



article thumbnailL'Ennemi
Bicahi Esgici

  Ma jeunesse ne fut qu'un ténébreux orage, Traversé çà et là par de brillants soleils ; Le tonnerre et la pluie ont fait un tel ravage,
Qu'il reste en mon jardin bien peu de fruits vermeils.

Voilà que j'ai touché l'automne des idées,
Et qu'il faut employer la pelle et les râteaux
Pour rassembler à neuf les terres inondées,
Où l'eau creuse des trous grands comme des tombeaux.  



Diğer Yazılar
article thumbnailZalimin Sonu
Lâedri

Bir padişah zulümde çok ileri gidince
Göç etmeye başladı herkes kendi halince

Nüfus gittikçe düştü göçlerle yavaş yavaş
Üretim zayıfladı aksadı alışveriş

Devletin bütçesi de zayıfladı böylece Bütün organlarıyla devletin kendisi de
Düşmanı olmayan bir mülk sahibi var mıdır ?
Her ülkenin etrafı düşmanla çevrilidir



article thumbnailCeladettin
Coşkun Yüksel

Karşımda yemek yiyor ve ben onu seyretmeye mahkûmum. Böylesine bir işkenceye neden katlanıyorum, neden isyan etmiyorum, neden kalkıp şunu pencereden aşağı atmıyorum, neden kaçmıyorum? Bilmiyorum. Gerçekten dayanılması zor bir işkence bu adamı yemek yerken seyretmek. Bu benim cezam olsa gerek. Bir müddet önce sular kesildi. Ferhat’tan aldığım ders notları öylesine karışık ki değil anlamak bendeki notlarla karşılaştırmak bile imkânsız. Radyo dertli bir uzun  [ ... ]



article thumbnailMesnevi Dersleri Aramak
M. Sait Karaçorlu

GER TEENNİ ÜZRE GER TACİL EDER TALİB ELBET MATLABI TAHSİL EDER   Herkes her durumda bir arayış içindedir. Kimi koşarak kimi yürüyerek, kimi acele ederek, kimi ağırdan hareket ederek aradıkları şeye doğru giderler. Dünya hayatı aramakla geçer. Arayana “talib” denir aranana “matlub”. Arayan isteyendir, aradığı ise istenen. Arayan bekleyendir, aranan beklenen. Arayan bulmak istediğinin peşinde koşandır, aranan peşinde koşulan. Herkes bir arayışın içinde o [ ... ]



Türk Edebiyatında Roman

CUMHURİYET’İN İLK YILLARINA KADAR (1874-1929)


TÜRK EDEBİYATI’NDA ROMAN

 

2009 Yılının, yayınlanan 450 civarında romana göre, (2010’dan önce yayınlanacak romanları da göz önüne alıyorum) edebiyatımızın roman cephesinde sayısal zirve yılı olduğu görülmektedir. Roman alanında, dönemleri de toplayacak olursak, hiç bu kadar sayısal bir zorlama görülmemiştir. Romandaki bu zirve üretimin nedenleri belki zaman içinde tahlil edilecektir ama, şimdilik kaydı bu yazının yazılmasını zorlamaya yetmiştir. 2009 Yılı roman yayınının gösterdiği boyutları daha iyi anlayabilmek için büyüğü küçükle; güzeli çirkinle karıştırma mantığı içinde yazım ve üretimin tarih içindeki seyrine bir bakmak gerekecektir sanıyorum.

 

Servet-i Fünun döneminin ardından Cumhuriyet’e gelinceye kadar olan yıllar içinde roman türü, sessizlik mezarlığına defnedilmişti. Arada bir “uyurgezer romanlar” yazıldı ise de bu romanlar, yazarların ölümleri sonrasında başlarına dikilecek mezar taşları gibi kaldı. 1900’lü yıllardan 1923’lü yıllara kadar geçen romansız yıllar, aslında canlı bir roman olarak toplumun içinde hep yaşanmıştı. Toplumsal bir gerçeğimiz olarak bu anlayış gerçekte mademki yaşanmıştı, o halde roman olarak yazılmalıydı anlayışı içinde geçen sürede ve zamanımızda bu sessiz roman dönemi tüm ayrıntıları ile canlandırılmaya çalışıldı, çalışılıyor.

Devamını oku...
 

Sürgün


 

 

Gözlerde doyulmamış uykuların kepengi

Bakışlarda karanlık gecelerin rengi var

Seslerde uğultulu mazinin ahengi var

Acılar oğul vermiş arıların hevengi

 

 

 

Devamını oku...
 

Mesnevi Dersleri Aramak

GER TEENNİ ÜZRE GER TACİL EDER

TALİB ELBET MATLABI TAHSİL EDER

 

Herkes her durumda bir arayış içindedir. Kimi koşarak kimi yürüyerek, kimi acele ederek, kimi ağırdan hareket ederek aradıkları şeye doğru giderler. Dünya hayatı aramakla geçer. Arayana “talib” denir aranana “matlub”. Arayan isteyendir, aradığı ise istenen. Arayan bekleyendir, aranan beklenen. Arayan bulmak istediğinin peşinde koşandır, aranan peşinde koşulan. Herkes bir arayışın içinde olmalıdır. Aramaktan yorulup vazgeçen hiçbir şey bulamayacaktır. Oysa varlık sebebi o arayışın içinde olmaktır. Ana yurda dönüş yolunu bulmak, gurbetin, ayrılığın, hasretin acısını dindirmek için durmadan aramalıdır insan. Bir parça olduğunun bilincini kaybetmeden asıl olan bütünle bütünleşmek için arayış içinde olmalıdır. Ait olduğu yere giden yolları aramalıdır. Girift karmaşık karanlık sokaklarda yolunu kaybetmemek için arayış içinde olmalıdır.

 

Bir şey arayan ister yavaş davransın ister hızlı, sonunda aradığına kavuşur.

 

Devamını oku...
 

Fırtına Duası

Yankısında yiten bir sevda kurşunu
Saçını tarar gibi bağrımı yarar
Veresiye yaz bu sessiz duruşumu
Ruhumun yivlerinde tsunami var

Nal sesleri gibi vurmakta yüreğim
Ki yetmiş beygir yetişemez
Bir kartal siluetine gireyim
Gayri takvimler leş yemez

Devamını oku...
 

Mahzun Şövalye -- IX


Hayaletler tarafından kıskıvrak bağlanıp bir kafesde kağnıyla yolculuk etmek Mahzun Şövalyeye ne kadar utanç verici gelmişse bir o kadar da zahmetli ve sıkıntılı olmuştur. Neyse ki ilk mola yerinde vefakâr seyis Sanşo duruma el koyar ve kafile yöneticilerini efendisine bir zorunlu ihtiyaç molası vermeye ikna eder. Zaten yolculuk şartlarının gereği de budur. Aslında köyün berberiyle rahipten başkası olmayan iki hayalet - yönetici, zaten göz önünden ayrılması mümkün olmayan şövalyeye bu imkânı vermekte sakınca görmemiştir.

 

Öte yandan bu kafile, hesapta olan-olmayan çeşitli sebeplerle, olması gerekenden de, beklenen de bir hayli kalabalık hale gelmiştir. Meselâ Don Kişot’un şu meşhur, kürek mahkûmlarını salıverme meselesinden dolayı Kralın özel güvenlik güçleri tarafından arandığı handa ortaya çıkmış ve tutuklanmasına ramak kalmışken, buna gerek olmadığına inandırılan bir kaç silahlı güvenlikçi şimdi bu kafileye yol muhafızlığı etmektedir. Meselâ bir "konsey üyesi" katılmıştır yolculuğa ve rahiple yaptığı seviyeli sohbetlerle bize edebi sanatlar, özellikle şiir hakkında Cervantes'in gayet önemli görüşlerini aktarmasına vesile olmaktadır.

 

Devamını oku...
 

Zamane Milletlerde Ucuzluk

Zamanı çoktan geçmişti; zaman da geçmişti,

Bir millet alıp başını gitti şehirlere,

Şehirleşti sonra; şehir leşti!

Oturup ağladı yıllar var ki

Talihine, tarihine ve kendisini tarifine

Kimse anlamadı,

Kimseye anlatamadı…

Devamını oku...
 

Ağlarsın

Ey gönül gel ağlama

Vara  yoğa ağlarsın

Şimdilik gül ağlama

Daha sonra ağlarsın

 

Büyüklendin de kaldın

Etrafa korku saldın

Derin gaflete daldın

Uyanınca ağlarsın

Devamını oku...
 

Her Susuş İnsanın Kendi İçine Saklanmasıdır

“İçimde çağlar serin bir pınar sesin anne” diye konuşmana şiirlerden dizeler okumak mutlaka bir şeydir. Çünkü konuştuklarından biri diğerinden farklı binlerce örnek vardır. Her biri hafızanın ücra köşelerinden birine takılıp kalmıştır. Bir vesileyle bulunduğu yerden çıkar gelir. İlk söylendiği andaki anlamı, amacı, tınısı, etkisi, değeri ve kabulü hafızadan çıkıp geldiği gibi de değildir. Her biri sanki mutena bir köşede yıllarca demlenmiş, bir ayrı kıvam, bir ayrı önem, bir ayrı değer bulmuştur.

Mesela; her şeyi inadına yapıp seni çileden çıkaran çocuğa,

 

- “Oğlum, in şu şeytanın atından”

 

deyişin. Ne kadar önemliymiş. İçinde tehdit, şiddet, korku, izzeti nefsi rencide olmayan bir uyarı cümlesiymiş. Bir öğüt mutlaka. Bir doğru olana davet, elbette. Bir şikayetlenme, muhakkak. Ama içinde kötü olanla kötülüğü yapanı birbirinden ayırma inceliği ne kadar müthişmiş. “Bütün bunları yapan sen değilsin, sen olamazsın, seni tanıyorum, sen özünde iyi bir çocuksun, ama şu anda yaptığın ettiğin ne varsa senin dışında bir kötülüğün seni etkisi altına almasının sonucudur. Sen şu anda yaptığın ne varsa şeytanın atına bindiğinden yapıyorsun. Gel in şu şeytanın atından, kendin ol, özüne dön, sonra nasıl olsa yaptıklarından pişman olacaksın, bir an önce özündeki iyiliğe dön” diyormuşsun.

 

Devamını oku...
 

Adım'a Şiir

Bir hayali gerçek sanmak

Yalanın hayaleti olmakla başlar

Şaşar kalırsın,

Sonra,

Kendin bile inanırsın

Ölülerin yaşadığına

 

Bir yanın varsın der

Diğer yarın,yok

Kavgan biter

Derin sessizlik,

Bir yanın küs

Diğer yarın cezalı

 

Devamını oku...
 

Kalmamış

Gül-sitân-ı dehre geldik reng yok bû kalmamış 
Sâye-endâz-ı kerem bir nahl-i dil-cû kalmamış 

Eylemiş der-beste dükkânın tabîb-i rüzgâr
Hokka-i pîrûze-i gerdûnda dârû kalmamış

Teşne-gânın çâk çâk olmuş leb-i hâhiş-keri
Çeşme-sâr-ı merhametde bir içim su kalmamış

Kadrin anlar yok bilür her dürr-i sencîdenin
Çârsû-yi kaabiliyyetde terâzû kalmamış

Ceyş-i gamdan kande itsün ilticâ ehl-i niyaz
Kal'a-i himmetde Nâbî burc ü bârû kalmamış

Nâbî

Devamını oku...
 

Oy Gurbet Zalım Gurbet




“Oy gurbet zalım gurbet

Ağlatırsın adami

Gözümde yaş kalmadi

Bıraksana yakami”





Devamını oku...
 

Derman Arzusu

Sen canından geçmeden
Canan arzu kılarsın
Belden zünnur kesmeden
İman arzu kılarsın

Men arefe nefsehu
Dersin illa değilsin
Melaikten yukarı
Seyran arzu edersin

Devamını oku...
 

İbadet ve Mekân Bütünlüğü


“Eğer bu eserler bizde olacak olsalardı biz onları adeta bir fanus içerinde korumaya alırdık”

Bu sözü Reşit Hoca’dan dinlemiştim. İstanbul’u gezdirdiği yabancı bir  gruba atfen bu sözü söylemişti. İlk görev yıllarımdı. Kendisinden çok faydalandığım Din Kültürü Öğretmenim Reşit Hoca (Reşit denmesini isterdi) bir ara öğretmenliği bırakmış, başka işlerin yanında turist rehberliği de yapmıştı. İbrahim Hakkı Konyalı’dan aldığı feyiz ile tarihi eserlerimizin özellikle de İstanbul’dakilerin aşığı olmuştu. Reşit Hoca bir defasında Sultanahmet Camii’nde dikkatini çeken bir turisti şöyle anlatmıştı: “Aynı adam birkaç kez  caminin tam orta yerine gelip sırt üstü yatıyor, bir süre kubbeye bakıp gidiyor. Merak edip sebebini sordum. Fransız bir mimar olduğunu öğrendiğim turist bu hareketinin sebebini bana şöyle açıkladı: “birazdan uçağım kalkacak, grubun hareket saati yaklaşınca hemen karşıdaki otele gidiyorum, bir müddet daha gecikeceğimizi öğrenince hemen buraya dönüp hayran olduğum bu kubbeyi tekrar seyrediyorum. Bir daha canlı gözlerle göremem diye uçağın kalkışına kadar zamanımı burada değerlendirmek istiyorum. Bu ne muhteşem bir yapı. Ne muhteşem bir kubbe. Nasıl bir mimarın elinden çıkmış” dedikten sonra izin istedi ve hızlıca oteline doğru gitti. Bekledim, bir daha geri dönmedi. Demek ki havaalanına hareket etmişti”.

Devamını oku...
 

Celadettin

Karşımda yemek yiyor ve ben onu seyretmeye mahkûmum. Böylesine bir işkenceye neden katlanıyorum, neden isyan etmiyorum, neden kalkıp şunu pencereden aşağı atmıyorum, neden kaçmıyorum?

Bilmiyorum.

Gerçekten dayanılması zor bir işkence bu adamı yemek yerken seyretmek. Bu benim cezam olsa gerek. Bir müddet önce sular kesildi. Ferhat’tan aldığım ders notları öylesine karışık ki değil anlamak bendeki notlarla karşılaştırmak bile imkânsız. Radyo dertli bir uzun havayı sonları “Yavrum, yavrum” şeklinde biten bir uzun havayı kesip haberleri vermeye başladı.

 

“İspanya’da büyük elçinin arabasına ateş açılmış, adamın karısı ve şoförü ölmüş, yapanlar bir Ermeni teşkilatına mensup on yedi yaşlarında üç kişiymiş. Olay kınanıyormuş”

Devamını oku...
 

L'Ennemi

 

Ma jeunesse ne fut qu'un ténébreux orage,

Traversé çà et là par de brillants soleils ;

Le tonnerre et la pluie ont fait un tel ravage,
Qu'il reste en mon jardin bien peu de fruits vermeils.

Voilà que j'ai touché l'automne des idées,
Et qu'il faut employer la pelle et les râteaux
Pour rassembler à neuf les terres inondées,
Où l'eau creuse des trous grands comme des tombeaux.

 

Devamını oku...
 

Panait İstrati ve Aldatan Işık

“Panait” adı ilk duyuşta bir Rum’dan bahsedildiğini hissettirir. Ama o Rumen yazarlar listesinin başında yer alır. Balkanlardaki yazarların hepsinin taşıdığı ortak özelliklere sahip bir üslubu vardır. Daha batıda olanlar onun üslubunu “binbirgece masalı” anlatısına benzeterek daha da doğuya yakıştırmışlar. Bu ince nokta Osmanlı Uygarlığının doğuyla batıyı Balkanlarda birleştirdiği bu yüzden o coğrafyaya daha dikkatle bakmak gerektiği tezimizi biraz daha pekiştirmektedir.

Panait İstrati’nin ait olduğu Rumenler için kayıtlarda şu bilgilere rastlanıyor.

Devamını oku...
 

Hazreti Nuh'un Kızı

İnternet içinden çıkılmaz bir garip âlem.

Hani, ruhlar âlemi, ins ü cin âlemi gibi sayılabilir âlemlerden birisi anlamında bir âlem. Yoksa internette yayınlanan bir dergide yazı yazıp da “sen de bir âlemsin canım” anlamında bir cümle kurmanın çelişkisi taşınabilir olmazdı.

Taşınabilir çelişkilerimizi de çok oldukları için konumuzun dışında bırakmak gerekiyor. Ama bu yazı taşımak zorunda olduğumuz çelişkilerimizi taşımak için geliştirdiğimiz yöntemler hakkında olacak.

Devamını oku...
 

Zalimin Sonu

Bir padişah zulümde çok ileri gidince
Göç etmeye başladı herkes kendi halince

Nüfus gittikçe düştü göçlerle yavaş yavaş
Üretim zayıfladı aksadı alışveriş

Devletin bütçesi de zayıfladı böylece

Bütün organlarıyla devletin kendisi de


Düşmanı olmayan bir mülk sahibi var mıdır ?
Her ülkenin etrafı düşmanla çevrilidir

Devamını oku...
 

Dertli : Hocam, “ağ” ile aran nasıl ?

Galesiz : Ne ağı Dertli ?

D : Yani “net”

G : Hangi net ?

D : İnter – net

G : Lafı ne dolaştırıyorsun arkadaş, doğrudan söylesene!

D : Hocam, biraz genç takılayım dedim…

G : Nasıl yani?

D : Gençler pek seviyor ya böyle kısaltılmış ve de çevrilmiş terimleri

Devamını oku...
 

İmparator



Roma hükümdarlarına Avgustus’tan beri verilen unvan, büyük kral, krallar kralı (Latince). M.S. 395’te İmparatorluk ikiye ayrılınca, Roma ve İstanbul’da oturmak üzere iki imparator oldu . M. S. 476’da Batı Roma yıkılınca, yalnız Bizans’taki Doğu İmparatoru kaldı. Ancak 800 yılından itibaren ve Charlemagne (Şarlman)’dan başlıyarak Batı İmparatorluğu tacı tekrar ortaya çıktı. Sonra buna Almanya imparatorluğu dendi ve Viyana’da oturan Habsburg hânedânının eline geçti. Doğu İmparatorluğu tâcı ise 1453’te Osmanoğulları’na intikal etti.


Rusya XVI. asırda -krallık derecesini atlayarak- büyük - prenslikten İmparatorluğa geçtiğini ilân ettiyse de (1547), kimse Rusya hükümdârının bu titrini XVIII. asra kadar tanımadı.

 

Devamını oku...